Paramparça Aşklar ve Köpekler

Filmin orjinal adı Amores Perros. Anlamını bilmiyorum ancak iki kelimeden Paramparça Aşklar ve Köpeklerin çıkmayacağına eminim. Perros, köpekler demek Amores’in ise aşk ile bir bağlantısı var sanırım. Google translate çeviremedi maalesef. Filmin Türkçe ismini yazdım başlığa çünkü harbi güzel çevirmişler. Paramparça Aşklar ve Köpekler. Tam karizmatik film ismi olmuş.

Sinema dergisinin bu ayki sayısında filmle ilgili bir yazı okumuştum. İzlemeye karar verdim. Babamın arşvinde buldum filmi, jelatini bile açılmamıştı. Filmin yönetmeni Alejandro Gonzalez Inarritu. Bu ismi görünce aman dedim zaten. Kendisi Babel ve 21 Grams’dan hatırlayabilirsiniz. Yani kesişen öyküleri anlatmayı seven bir yönetmen ki ben böyle bir sinemadan hiç haz etmem. 21 Grams’ı ayrı tutuyorum ancak kesişen öyküleri bir arada anlatan filmlerde genellikle hiçbir hikayenin izleyiciye tam olarak verildiğini görmedim halen. Oscar canavarı Crash’de bile. Olay öyküsü görünümlü durum öyküleri aslına bakarsanız bu arada kalmış filmler.

Amores Perros’da üç farklı hikaye anlatıyor. Ancak ben bunu bilmeden koydum filmi DVD Player’a. Üç farklı hikaye anlatıyor ancak bunların tam anlamıyla kesiştiğini söyleyemeyiz. Üç ayrı filmi tek filme sığdırmışlar gibi bir durum söz konusu. Bir DVD alıyorsunuz üç film izliyorsunuz. Sadece karakterleri arada birbiriyle rastlaşıyor o kadar.

İlk film köpek dövüşüne odaklanmış bir film. Filmin akış hızı, karizmatik sigara dumanları, müzikleri, hikayesi çok güzel bir şekilde ilerlerken bir anda ikinci hikayeye geçiyoruz. Oysa filmin fragmanı bile ilk filme odaklı. İlk filmi izlerken köpeklere yapılan eziyetlerden nefret ediyorsunuz, Michael Vick’e lanet okuyorsunuz. Ana karakter Octavio ile bütünleşiyoruz resmen. Abisinin eşine olan aşkı ve abisi ile kıyaslanınca melek gibi bir insan. Köpeğini dövüştürerek hayalleri için para kazanmaya çalışıyor, her şey iyiyken bir anda tepe taklak oluyor ve filmin açılış sekansındaki araba kazası sahnesine dönüyoruz. Bu sefer Octavio’nun çarptığı arabadaki super modelin hayatına geçiyoruz.

Ancak sanki yönetmen değişmiş. Renkli haraketli İspanya ortamı gitmiş, soğuk gerilimli bir ortam gelmiş. Bu kaza mankenimiz Valeria’nın hayatını baştan aşağıya değiştiyor. Hızlı, aksiyon dolu birinci filmden sonra gelen bu hikaye insanı sıkıyor. Karakterlerin iyice işlenemediği açıkca ekrana yansıyor. Hikayenin araya sıkıştırılmış olduğunu hissediyorsunuz. Daha sonra üçüncü film başlıyor. İlk iki filmde ara ara gördüğümüz evsiz bir kiralık katilin hikayesine geçiyoruz.

Bu hikaye filmi biraz toparlamaya çalışıyor. Eski bir gerilla olan El Chivo’nun yanlızlığına odaklanıyor film. Octavio’nun köpeğini kazadan sonra yanına alıyor, ilk filmde çok sevdiğimiz Octavio’nun parasınıda çalıyor. El Chivo’nun ailesine ve kızına olan özlemi, geçmişe dair pişmanlıkları ve kendini affettirme çabaları iyi işlensede seyirci ilk filmdeki karakterlere ne olduğunu merak ediyor ve El Chivo’nun hikayesi ister istemez sekteye uğruyor. Arada Octavio’ya, abisine ve abisinin eşine ne olduğunu öğreniyoruz. Filmin sonunda El Chivo’nun hikayesi Paris-Texas’ı ciddi bir biçimde andıran bir hal alıyor. Kızının telefonunun sekreterine içini döküyor daha sonra köpeğini alarak çölvari bir yerde ufuğa doğru ilerliyor. Bu yürüyüş bize Paris-Texas’ı andırsa da El Chivo’nun Octavio’nun gölgesinde kalmasıyla film Paris-Texas’ın yanına bile yaklaşamadan sona eriyor.

Ekstralarda Inarritu’da filmini övmeden önce aslında bu üç hikayeyi kesiştirmek istediğini ancak daha sonra üçünü birden aynı hikayede anlattığını yine de üç ayrı film yapılması gerektiğini anlatıyor. Kendiside ortaya çıkan sonucu yarım kalmış olarak görüyor. Eğer filmin bu uzun süresine Octavio’nun hikayesini yayabilselerdi film sinema tarihinin marjinal filmleri arasında köpek dövüşleri ile yerini alabilirdi.

Bazı filmler üstüne düşününce güzelleşir ancak Amores Perros’un üzerine çok fazla düşünmek gerekiyor filmin güzelleşmesi için. Her ne kadar üzerine düşününce güzelleşen filmler statüsünde olsa da. Hele o kadar muhteşem bir fragmandan sonra filmin üç ayrı hikayeye ayrı bir film gibi davranması izleyici kocaman bir hayal kırıklığına uğratıyor. Belkide ben bu kesişmeyen üç ayrı hikaye olayını benimseyemediğim içindir, bilmiyorum ancak filmi günümüz klasikleri arasında göremiyorum. Dediğim gibi sadece birinci bölümü ele alsaydım filme 8 verebilirdim ancak arkasından genel iki hikaye ile 10 üzerinden 6.5 veriyorum filme.

Ancak filmin mükemmel trailerını izlemeden geçmeyin derim, şarkı ayrı güzel kurgusu ayrı güzel..

Yorum Yazın

You must be logged in to post a comment.