The Devil’s Advocate

Sinema varolduğu günden beri hayatın birçok dalı beyazperdeye konu olmuştur. Aslında sinema sadece başkalarının hayatını izlemek değil, onları yaşamaktır. İnsan bir film izlerken filmde kendinden bir şeyler bulabiliyorsa ya da filmde kendinden bazı parçalar görebiliyorsa, 7.sanat eserinin başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Hukuk konusunu içinde barından sayısız filmde, biz  hukukçular ya da hukukçu adayları kendimizden birçok şey bulabiliriz. Hukuk konusunu odaklanmış filmler sadece eğlence amaçlı olarak görülmemeli, hukukçuların yararlanabileceği, hukuk üzerine kafa yorabileceği araçlar olarak algılanmalıdır. Bu sebepten ötürüdür ki bizde dergimizde Sinema ve Hukuk adlı bir köşe oluşturmaya karar verdik. Bu köşede her sayıda hukuk ile ilgili kişilerin, normal bir sinemaseverden farklı bir bakış açısıyla izleyebileceği filmlere yer vermeyi planlıyoruz. Siz de beğendiğiniz hukuk filmlerini bize önererek bu köşeye ilerleyen sayılarda katkıda bulunabilirsiniz.

The Devil’s Advocate

Hukuk ve Sinema adlı köşemizde bu sayıda bahsedeceğimiz ilk film 1997 yapımı, iki Oscar kazanan, 2004 yapımı, Ray Charles’ın hayatını konu edinen Ray adlı filmiyle adından söz ettiren Taylor Hackford’un yönettiği Al Pacino ve Keanu Reeves’in başrollerini üstlendiği, genç bir avukatın, başarılı ama bir o kadar da entrikalarla dolu kariyerine odaklanan The Devil’s Advocate. Çekildiği dönemde hatırı sayılır bir başarı elde eden ve Keanu Reeves’in The Matrix’deki Neo rolüne kadar uzanacak olan oyunculuk kariyerinde önemli bir kilometre taşı oluşturacak olan film, genç ve hırslı avukat Kevin Lomax’in Florida’daki bir davası ile başlıyor. Kevin, Florida’nın en başarılı ve sansasyonel avukatlarından biridir ve bir çocuk tacizi davasında davalı tarafı savunmaktadır. O ana kadar mesleki kariyerinde hiçbir dava kaybetmemiş olan Kevin, önemli bir karar aşamasındadır çünkü müvekkilinin suçlu olduğunu bilmektedir. Vicdani anlamda ciddi bir ikilemde kalan Kevin, 63 – 0’lık dava rekorunu kaybetmeyi göze alamaz, mesleğinin gereğini yerine getirerek müvekkilini savunmaya karar verir ve bu karar Kevin’in hayatında önemli bir kırılma noktası olur. Öyle ki Kevin, müvekkilini başarıyla savunur ve davayı kazanır ardından vicdanını rahatlatmak adına bu dava üzerine bir daha hiç konuşmama kararı alır ve başarısını güzel eşi Mary Ann ile kutladığı bir gece kulübünde New York’un en iyi hukuk bürosundan iş teklifi alır..

Al Pacino’nun canlandırdığı gizemli bir o kadar da başarılı avukat John Milton’ın başında bulunduğu bu hukuk bürosu önemli bir davada Kevin’ı jüriyi seçmek üzere New York’a davet eder. Bu davada Kevin’ın seçtiği jüri ile şirketin başarılı olması sonucunda, John Milton, kahramanımıza hukuk bürosunda çalışma teklifi eder, kariyerini sürekli kazanmaya odaklamış olan Kevin alacağı maaşın da etkisiyle eşinin ve kendisinin yaşam standartlarının yükseleceği düşüncesiyle işi kabul eder. Kevin, davaları kazandıkça şirkette yükselir ama hayat Kevin’in beklediği şekilde yürümez. Lüks bir dairede yaşamaya başlayan Lomax çiftinin evliliği Kevin’in iş yoğunluğu sebebiyle sallantılar içine sürüklenir. Mary Ann, yalnızlığın getirdiği mutsuzluk ile hayata küser, zamanla toplumdan soyutlanır ve kendisini intihara kadar sürükleyecek olacak bu yolda Kevin’in koşar adımlarla ilerlemesine karşı koyamaz.

Mary Ann, Kevin’in suçlu insanları savunup, onları özgürlüğe kavuşturması günah olarak nitelendirmeye başlarken, zafer sarhoşu olmuş Kevin davaları kazandıkça ruhunu kaybettiğinin farkına varmaz ve eşi ile ilgilenmemeye başlar. Bu yolda daima Kevin’i destekleyen John Milton’ın kendi elleriyle Kevin’e devrettiği önemli bir ceza hukuku davasından çekilmesi yönündeki nasihatleri dahi Kevin’e etki etmez ve bir süre sonra Mary Ann, Kevin’in New York yaşam tarzını benimseyip bir bekâr gibi yaşama arzusu Mary Ann’i akıl hastanesine ardından intihara kadar sürükler. Karısı, gözlerinin önünde hayatını sona ediren Kevin ise bu noktadan sonra mentörü John Milton’ın başarılı bir avukat ve iyi bir iş adamından daha ötesi olduğunu anlamaya başlar, hayatında ve kariyerinde yeni bir sayfa açmak üzere Milton’ın ofisine doğru yola çıkar, bu yolun sonunda ise filmin şok edici sürpriz sonu ile karşılaşırız..

Al Pacino, Keanu Reeves ve Charlize Theron gibi ünlü oyuncular ve dönemine göre başarılı görsel efektlerle yoğurulmuş, her diyalogunun satır aralarında dini motifler barındıran, Katolik dünyasına göndermelerde bulunan The Devil’s Advocate günümüzde avukatların mesleklerini iştirak ederken günah işleyip işlemediklerini konu alan bir yapım. Aslında burada günah kavramı üzerinde durmak yerine filmin sorgulamak istediği olguyu, yasal olan her şeyin doğru olup olmaması olarak nitelendirebiliriz. Herkesin savunma hakkı var mıdır? Çocuk yaştaki bir öğrencisini taciz eden öğretmenin, karısını, çocuğunu ve hizmetçisini hunharca katleden zengin bir iş adamının bile savunma hakkı var mıdır? Ya da bir avukat, mesleği gereğince bu tarz bir müvekkilini vicdanen rahat bir şekilde savunabilir mi veya savunmalı mıdır? The Devil’s Advocate kişiye bu ve bunun gibi birçok soruyu sorduruyor ve aslında bunun cevabını kendisi çarpıcı bir biçimde veriyor ve geriye şu soru kalıyor: Bir avukat, ruhunu koruyarak başarıya ulaşabilir mi? Bu açıdan özellikle ceza hukukçularının izlemesi gereken filmlerin başında geliyor The Devil’s Advocate. Her ne kadar internette bir sürü kaynakta yer alan “Bir hukukçunun mutlaka izlemesi gereken filmler” tarzı listelerde başı çekmese de hukuk alanında son derece başarılı ve insanı düşünmeye sevk eden bir yapım. Filme 10 üzerinden bir puan vermek gerekirse, başarılı oyunculuklardan ziyade barındırdığı alt metin ve izleyicisine sordurduğu sorularla 10 üzeriden 7,5 vermek mümkün.

Sözün özü sinemasal anlamda bir başyapıt olmasa da The Devil’s Advocate etkileyici bir yapım ve eldeki malzeme ile yapılabilecek en iyi film beyaz perdeye yansıtılmış. Al Pacino’nun önceden reddettiği John Milton karakteri usta oyuncunun kariyerinde önemli rollerden biri olurken, Kevin Lomax karakteri de Keanu Reeves’in kariyerinin en iyi performanslarından biri. The Devil’s Advocate kesinlikle hukukla ilgilenenlerin ya da hukukçuların izlemesi gereken başlıca filmlerden bir tanesi olarak göze çarpıyor.

Bu yazı Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri tarafından çıkartılan Genç Hukuk dergisi için yazılmış ve derginin Haziran sayısının 31.sayfasında Sinema ve Hukuk adlı köşesinde yayınlanmıştır.

Yorum Yazın

You must be logged in to post a comment.