Terminator 3: Rise of the Machines

Bu yaz değişik film maratonları yapıyorum. Kült film serilerini ilk önce en son çekilmiş, blockbuster ile sabun köpüğü kategorileri arasında gezen son bölümlerini ardından kronolojik sıralamayla serilerin eski bölümlerini izliyorum. Geçtiğimiz günlerde Terminator’ı bitirdim şimdide Indiana Jones geceleri yapıyorum. Şuana kadar dört film olan Terminator serisinde neden üçüncü filmi yazmayı tercih ettiğimi tam olarak bilmiyorum. Dördüncü filmin serinin genelindeki en zayıf halka olmasından ziyade sanırım “üçüncü” filmlerin dayanılmaz ilgi çekiciliğinden olsa gerek..

Genelde ikinci filmi ilk filminden güzel olan filmlerin üçüncü filmleri fiyasko olur. Terminator serisinde de birçoklarına göre bu durum söz konusu. Devam filmleri her zaman riskli bir girişimdir ama üçüncü filmlerde bana göre hikayenin devamını izleyiciye sunmaktan ziyade bir nevi eski filmleri yad etme, eski filmleri beğenen izleyicilerin yüzlerinde bir tebessüm yaratma filmlerinden. İşte bu yüzdendir ki, üçüncü filmler bence absürdlüğe kaçmadan ama kendini de fazla ciddiye almadan çekilmelidir. Bir seri, üçüncü filmi çekilecek konuma gelmiş ise büyük beklentilerin altında beğenilmeme ihtimali, beğenilme ihtimalinden oldukça yüksektir. Terminator 3, bir nevi, ilk iki filmin yönetmeni, Terminator evreninin yaratıcısı James Cameron’un yönetmen koltuğunda olmamasıyla maça bir sıfır yenik başlıyor. Buna ana karakter John Connor içinde yanlış bir oyuncu seçimi eklenince her şey bir anda film için tepetaklak gidebilecek bir hal alıyor. Peki bunlar Terminator 3′ü kötü bir film mi yapıyor? Kesinlikle hayır.

İlk filmden tam 19 yıl sonra çekilen bir üçüncü film var elimizde. Yok edici makine Arnold Schwarzenegger’in ilk filmden 19 yıl daha yaşlanmış bir halde karşımıza çıkması filmin gerçekçiliğine ket vurur cinsten. Bunun önüne geçilmesinin iki yolu mevcut, birincisi Terminator’ı oynaması için başka bir oyuncuyla anlaşmak bir diğeri ise Arnold’ın rolünü minimum düzeye indirmek ki ikinci şıkkın seriye darbe vurduğunun dördüncü filmde gördük dolayısıyla ikinci seçenek mantıklı olmazdı. Dördüncü filmi izledikten sonra anlıyorsunuz ki Terminator demek Arnold Schwarzenegger demek. Hatta biraz daha ileri giderek şunu söyleyebilirim ki, eğer Javier Bardem, mimiksiz, soğuk karakteriyle No Country For Old Men’deki performansıyla En İyi Yardımcı Oyuncu dalında Oscar’ı alıyorsa, Schwarzenegger’in 1984 yapımındaki filmiyle iki Oscar birden alması gerekirdi. İşte o yaşlanan Schwarzenneger’in bu filmdeki varlığı bile halen Terminator evreninde olduğunuzu hissetmenize yetiyor. Yaşlanmış mı, evet yaşlanmış ancak bu yaşlılık izleri zaten olabildiğince kapatılmaya çalışılırken, filmin gerçekçiliğine inanmak konusunda izleyicinin de biraz çaba göstermesi gerekiyor, fani bir dünyada yaşayıdığımızın bilincinde olup çizgi roman okur gibi izlememiz gereken bir film Terminator 3: Rise of Machines.

Terminator 3, yarattığı evrenin içinde anlattığı hikaye ile kronolojik sırası bakımından çok kritik bir noktada yer alıyor. Öyle küçük John Connor ve annesi Sarah Connor, Terminator’ın yardımıyla ikinci filmde kıyamet gününü engellemiştir ve 1997 yılında beklenen kıyamet gerçekleşmemiştir. İnsanlar normal hayatlarına bilinçsizce devam ederken, bir önceki filmde asi, esmer bir genç olan John Connor, şimdi evsiz, ezik ve sarışın olmuştur. Gelecekten bizim T -800′ün ve sarışın bir, “gelişmiş” bir Terminator olan T – X’in gelmesiyle öğreniriz ki, kıyamet günü engellenmemiş sadece ertelenmiştir. Doğmadan önce öldürülmeye çalışan ardından 10-13 yaşındayken bir daha öldürülmeye çalışan John Connor bu sefer yirmili yaşlarında öldürülmeye çalışılmaktadır. Nedense gelecekte insanların direnişinin başına geçecek olan Connor’ı korumak için geri yollanan Terminator, yine eski model T – 800 yani Arnold Schwarzenegger’dir..

Filmdeki mantık hatalarından bahsetmek gerekirse, her aksiyon filminde gördüğümüz üzere bu filmde de Terminator’ımıza binlerce kurşun yağmasına rağmen ceketinde herhangi bir kurşun izi yoktur. Aslında ikinci filmdeki efsane motorsiklet sahnesinde dublörlerin inadına inadına gözümüze sokulmasını göz önüne alınca, bunu pek umursamayabiliriz ancak 1991 yılındaki o filmde bile cekette bir sürü kurşun deliği görmemiz mümkündü. Onun dışında John Connor’ın bir anda neden sarışın olmasına anlam veremedim. İkinci filmde Connor’ın, annesinin rüyasında gördüğümüz yaşlı hali ile bu filmin başındaki flashforward’da gördüğümüz hali ciddi anlamda bir birinden bağımsız iki insan gibiydi..

T – 800′ün John Connor’a “Senin çocukluğunda gelen Terminator başka bir modeldi” demesi ancak yeri geldiğinde son derece duygusallaşması da anlaması güç başka bir durumdu. Filmin her ne kadar yavaş çekim kareleri başarılı olsa da meşhur müziğini çok kullanmaması da hayranlarını üzen bir başka durum. İlk iki filmin çoğunluk Burton’ın Batman’leri gibi karanlık atmosferlerde geçmesine rağmen bu filmde kullanılan renklerin açıklığı ve filmin neredeyse tamamının “gündüz”de geçmesi de, filmin bir diğer eksisi..

Genellikle filmlerin eksileri başta saymam ancak Terminator farklı bir seri, o yüzden gelelim şimdi artılarına. Öncelikle başta söylediğim “absürdlüğe kaçmadan kendini ciddiye almama” durumu Terminator 3′ün en can alıcı noktası. İkinci filmde Sarah Connor’ın doktoru Dr. Silverman’in bu filmde yaşlanmış bir şekilde John Connor’ın gelecekteki eşi Kate Brewster’ın yanında bitmesi ardından Terminator’ı görünce arkasına bakamadan topuklaması olsun, Terminator’ın yaptığı başta “robot değil siberkinetik organizma” espirisi ile striptiz salonunda kıyafetlerini bulması sonrasında gelişen espiriler, serinin hayranlarının yüzünde bahsettiğim, bu olması gerekn tebessümleri yaratan cinsten.

Terminator 3′de en büyük eksiklik oyuncu seçimi ve mekan seçimi. Onun dışında filmin senaryosu oldukça tatmin edici. John Connor’ın gelecekte Terminator tarafından öldürüldüğünü öğrenmemiz, günümüzde halen devam eden ve beşinci ile altıncı filmi bize merak ettiren yegane nokta. Filmin çok eleştirilen diyalogları konusunda da bahsedildiği kadar zayıf olmadığını düşünüyorum. Zaten filmin esas kahramanı bir makine, Yoda gibi felsefik cümleler kurmasını bekleyemezsiniz. İkinci filmdeki gibi saf saf “Neden ağlıyorsunuz?” soruları yerine okkalı bir şekilde “You are terminated”, “We will meet again” ya da “No, you must live” gibi cümlelerini duymak beni tatmin eder ki o da bu filmde var.

Gelelim kadın Terminator konusuna. Kristanna Loken’in canlandırdığı kadın Terminator, kıyamet gününün yaşanmasında filmde gördüğümüz üzere kilit bir rol oynuyor. Bu kadar önemli bir görev kadın bir Terminator yerine Arnold Schwarzenegger gibi kaslı başka bir terminator seçilse daha iyi olabilirdi ancak kadın Terminator, her ne kadar pek mantıklı bir tercih olmasa da o kadar yadırganacak cinsten de değil. Seriyi kronolojik sırasıyla izleyecekler için gereksiz bir ipucu vermem gerekirse, dördüncü filmde göreceğinizi Moto-Terminator’ları göz önünde bulundurduğunuzda kadın Terminator o kadar da saçma gelmeyecektir. T – X daha bir femme fatale bir karakter olsaydı fenomene bile dönüşebilirmiş aslında..

Sözün özü, Terminator 3: Rise of the Machines, iyisiyle kötüyüsle, ilk iki filmin mirasını çiğnemeyen tam kıvamında bir üçüncü film. Terminator gibi kendi evrenini yaratan filmleri baz alırsak Matrix serisinin üçüncü filmi Matrix Revolutions’dan başarılı bir film. Eğer bir devam filmi için “seriden bağımsız düşündüğümüzde iyi bir film..” cümlesini kuruyorsak o film serinin yüz karasıdır. Terminator, “zaman” kavramını temeline oturtan bir seri olduğu için, ne güzel ki bu film için böyle bir cümle kuramıyoruz, bir nevi ilk iki film, Rise of the Machines’i kurtarıyor. Her üçüncü film içinde olması gereken bu değil mi zaten? Daha iyi olabilir miydi, oyuncu seçimi daha isabetli olsaydı neden olmasın, gerçi ikinci filmde Edward Furlong’ın John Conner kompozisyonundan sonra hiç bir John Connor izleyiciyi tatmin etmeyecektir ancak zaten Sarah Connor’ın olmadığı bir Terminator filminde, Nick Stahl’ın performansı oldukça zayıf idi.

Filme 10 üzerinde 6,5 veriyorum. Eğer ilk iki filmi izlediyseniz, her şeye rağmen gönlünüz rahat bir biçimde izleyebileceğiniz, eski filmleri yad edebileceğiniz bir film Terminator 3 ancak dördüncü film, Terminator Salvation için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim, o da başka bir yazı konusu..

Yorum Yazın

You must be logged in to post a comment.