A Nightmare on Elm Street (2010)

Her ne kadar efsanevi slasher’ların yeniden çevrimlerine karşı olsam da A Nightmare on Elm Street’in yeniden çevrimini izleyince şuna kanaat getirdimki sinema ikonu haline gelmiş katilleri yeniden beyaz perdede izlemek öyle ya da böyle bir korku filmi fanları için bulunmaz bir nimet. Robert Englund ile özdeşmiş Freddy karakteri her ne kadar Jackie Earl Haley’nin bedeninde sırıtsa da, perdedeki adamın Freddy olduğuna inanmak seri ile ucundan da olsa içli dışlı olmuş biri için zor olsa da filmin adı Nightmare on Elm Street olunca birçok filmde bir türlü oturtulamayan korku unsuru yeniden çevrimlerde kendiliğinden ortaya çıkıyor.

A Nightmare on Elm Street’in yeniden çevrim olduğunu insanın yüzüne vurulduğu yegane nokta Freddy’nin fizyolojik yapısının yeniden oluşturulması. Yanmış bir insan yüzünü daha çok andırsa da 2010 model Freddy bildiğiniz Freddy değil. Hem korkunçluğu hem de espiri anlayışı yok olmuş gitmiş gibi, artık “bu görülen rüya mı değil mi” ikilemi yüzünden gerilmiyorsunuz, alakasız zamanlarda şapkasının altından pis pis bakan ve kadraja girdiğinde güçlü bir ses efektiyle kendini belli eden Freddy sayesinde korkmaya çalışıyorsunuz. Ses efektleri ile korkutma her ne kadar kaşarlaşmış slasher fanları üzerinde etkili olmasa da ortalama bir sinemasever için bir slasher filminde kabul edilebilecek cinsten..

Filmin konusu malum, 1984 yapımı filmin yeniden çevrimi. Çocuk tacizcisi olduğu düşünülen Freddy Kruger, tacize uğradığı düşünülen çocukların aileleri tarafından yakılmıştır ve şimdi intikam peşindedir. İntikamını da kurbanlarının rüyalarına girerek, bu rüyalarda onlara çeşitli işkenceler ederek ve onları öldürerek almaktadır. Kurbanları onunla mücadele etmek için uyuksuz kalmaya çalışmaktadır ve Freddy’nin içinde bulunduğu her filmde olduğu gibi sonunda uykuya dalıp onunla mücadele etmeye karar verirler, falan filan. Aslında filmin Nightmare on Elm Street serisine yeni bir şey kattığını söylemek güç olur ama yine de aslının mirasının üzerinden huncarca geçen bir Rob Zombie’nin Halloween’ini görünce Wes Craven ve Robert Englund’sız A Nightmare on Elm Street’ini kötü bir yeniden çevrim olarak nitelemek mümkün değil.

İstisnaları saymazsak genellikle yeniden çevrimler ilk filmin yanına bile yaklaşamazlar. A Nightmare on Elm Street’in 2010 versiyonu da doğal olarak 1984 yapımı orjinalinin yanına yaklaşamıyor. Filmin en büyük eksisinin ses efektlerine güvenerek izleyiciyi korkutması olduğunu bir kez daha belirtip Freddy Kruger’ı 16 sene sonra ilk defa Robert Englund’dan devralan Jackie Earl Haley içinde birkaç kelam etmekte fayda var.. Öncelikle Haley’nin Freddy Krueger’ın kurbanlarının kabuslarının baş kahramanı olmadan önceki halini çok başarılı bir şekilde canlandırdığını belirtmek gerekiyor öyle ki Freddy’nin insan hali olarak beyaz perde de belirdiği sahnelerde izleyiciyi bir anda Freddy’nin tarafına çekebiliyor bu da Nightmare on Elm Street serilerinde sıkça gerçekleşmeyen bir şey olsa gerek. Bu açıdan Haley’nin Freddy Kruger yerine yine bir çocuk tacizcisini canlandırdığı Little Children filmindeki Ronnie karakterini canlandırdığını söylemek mümkün. Sanki Elm sokağı sakinleri Ronnie’yi yakmış ve görünürde sıradan bir insan olan Ronnie, Freddy tarzı bir katile dönüşmüş gibi hissediyorsunuz.

1984 yapımı orjinal filmin en büyük artısı yan karakterleriydi. 2010 versiyonundaki liseli olmadığı her yanından belli olan oyuncuların liselileri canlandırıyor. Bu da filmin gerçekçiliğine vurulan en büyük darbelerden biri oysa 1984 yapımı filme bakınca Nancy karakterini canlandıran Heather Lagenkamp’ın çok başarılı bir performans sergileyerek izleyiciyi etkilemiş olduğunu görüyoruz. 2010 versiyonunda ise Nancy’yi canlandıran Rooney Mara, en az Twilight serisindeki Bella gibi duygusuz ve sıkıcı bir performans ile karşımızda. Öte yandan 1984 yapımı filmin Johnny Depp sinema dünyasına kazandıran yapım olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda zaten orjinal film sinema dünyasında apayrı bir konumda. Dönemin bir diğer meşhur slasher’ı Halloween’in de Jamie Lee Curtis’in ilk filmi olduğu düşünülünce yeniden çevrimde yer alan oyuncuların vasatlığı daha berrak bir biçimde su yüzüne çıkıyor.

Sözün özü, malesef benim için 13th Friday, Halloween, A Nightmare on Elm Street gibi serilerin yeniden çevrimlerini orjinallerinden bağımsız olarak değerlendirmek pek mümkün olmuyor. Yine de 2010 yapımı A Nightmare on Elm Street’in orjinali yanında zayıf kalsa da orjinal filmi izlememiş bir seyirciyi etkileyecek cinsten. Ancak ses efektlerine olan aşırı güveni, yan rollerdeki oyuncuların vasatlığı her ne kadar orjinalinden bağımsız olarak değerlendirmeye çalışsak bile filmdeki eksiklerin örtülmesini engelliyor. Ayrıca orjinal filme göre diyalogların da sınıfta kaldığını söylemek gerek. Filme 10 üzerinden 6 veriyorum. Sinemalarda şuanda daha iyi bir korku filmi bulma ihtimaliniz oldukça düşük olduğundan, gidin, izleyin..
Bitirmeden filmle iligi birkaç not düşmek istiyorum. Filmin açılış sekansında filmde emeği geçenlerin isimleri çeşitli oyuncaklara, duvarlara yazılmışken neden bir de sonra ekranın altında, üstünde alt yazı misala bir daha yazılmak istenmiş anlam veremedim. Bir de Kanyon’da filmle ilgili bir Freddy görseli bulunmakta. Boyum kadar (1.87 cm) bir Freddy makedi bulunmakta. Bunu neden koyarsın, filmi izlemeye gelenler fotoğraf çeksin diye değil mi? Sanırım Cinebonus’dakiler başka bir amaçla koymuş olacaklar ki fotoğraf çekilirken, “Görsellerle fotoğraf çekmek yasak!” diye başımıza üşüştüler. Bu mantıklı davranışları sebebiyle kendilerini tebrik ediyorum..

Yorum Yazın

You must be logged in to post a comment.