The Crazies (2010)

23 Nisan’da tıklım tıklım dolu olan sinemalarda gidecek film seçeneğinin sınırlı olması yüzünden izlediğim bir film oldu The Crazies (Türkçe’ye Salgın olarak çevirilmiş). İnsan konusu hakkında bilgisi olmadığı bir filmi izlemeye başlayınca aslında filmin üzerine daha fazla kafa yoruyor ve konusundan bihaber olma durumu en kötü filmi bile kişinin gözünden biraz daha yükseltiyordu. The Crazies, aslında 1973 yapımı zombi filmlerinin ustası George A. Romeo’nun aynı adlı filminin yeniden çevrimiymiş. Filmin yeniden çevrim olduğunu bilemeden izlediğim için aslında orjinal bir yapım gibi değerlendirme yapmak mümkün ancak bir zombi filmi için ne kadar orjinal bir değerlendirme yapılabilir bilmiyorum. Zombi öğesinin yıllardır korku sinemasında temcit pilavı gibi insanın önüne konmasına hiçbir zaman anlam yükleyememişimdir. Tabi bundan filmlerin gişede başarılı olması önemli bir unsurdur ama beyinsiz ve iğrenç olduğu kadar korkunç olmayan bu yaratıkları izlemek bana hiç keyif vermiyor..

Filmin başında sıradan bir kasabada sıradan yaşam süren insanların birer birer sıradanlıktan saldırganlığı kaymalarına tanık oluyoruz. İlk başta bu saldırganlığın nedeni merak ederken film, sebebin içme sularında yer alan bir mikrop olduğunu ve bu mikrobun salgın bir hastalığa sebep olduğunu film çat diye söyleyerek bütün gizemini kaçırıyor. Stephen King ve Clive Baker’ın eserlerindeki gibi bir gizem havası içinde süreceğini sandığınız ve sürpriz bir sona kendinizi hazırlamak için tahminler yürüttüğünüz bir anda film izleyiciyi ters köşeye yatırıyor ve bir aksiyon-tire zombi filmiyle karşı karşıya kalıyorsunuz.

The Crazies’in tek orjinal yanının bazı sahnelerinde zombilerin beklenmedik yerlerden çıkması ve ölmeyeceğini düşündüğünüz yan karakterlerin bir anda ölmesi olduğunu söyleyebiliriz. Onun dışında yine “ses” ile izleyiciyi koltuğundan zıplatmaya dayalı bir korkutma yolu izlemesi filmin etkileyiciliğini baltalayıp, filmi basitleştiren bir etken olmuş. Ancak 2012′de izleyeceğimiz Flash Gordon’ın yönetmeni olan Breck Eisner, 12 milyon dolar bütçeyle çekilen bu yeniden çevrime bağımsız bir film havası katmayı başarmış. Eisner’ın ne çok canlı renklere yer vermesi ne de karanlık bir film yapma yargısı vermemesi izleyiciyi filme bağlayan en önemli unsur. Makyajların da başarılı olduğunu söylemek mümkün. Amerikan ordusunun da işin içine girmesi, orduyla mücadele eden bir derin devletin varlığı da filmi ilginç kılan bir başka etken ancak bunlarda gizemli, doğla bir film beklerken zombi aksiyonu ile karşı karşıya kalan izleyicinin hayal kırıklığını alıp götüremiyor.

Yine her korku filminde olduğu gibi bu filmdeki kahramanlarımız David ve Judy’nin her an birbirlerinden ayrılıp bir şeyler yapmaya çalışması klişesi mevcut. Zombi ve vampir filmlerinin bir başka klişesi olan “acaba kötü mü değil mi?” diye düşündüren bir karakter de The Crazies’de mevcut. Bu aykırı karakterimiz Russell’ı canladıran Joe Anderson’ın ise karakterinin iyi işlenmediği için başarılı olduğunu söylemek güç. Her türlü zombi saldırısından, bilimum felaketten istisnasız şekilde kurtulmayı başaran David karakterini ise Die Hard 4 ve Hitman’den hatırlayacağımız Timothy Olyphant canlandırıyor. Oplyphant’ın aksiyon sahnelerini iyi kotardığını söylemek mümkün ama David’in eşi Judy karakterini canlandıran Radha Mitchell ile uyumları malesef sınıfta kalıyor. Bu ikili film boyunca evli bir çift olduğu izlemenimi izleyiciye olması gibi yansıtamazken, David’in eşini kurtarmak için canını dişine takıp mühürlenmiş kasabasına geri dönme çabaları bile olması gerektiği kadar etkileyici olmuyor. Radha Mitchell’ın karakterinin hamile olduğuna inanıp etkilenmeye çalışmak ise bin şahit ister.

Korku filmlerinden büyük keyif alan bir insan olarak ben şuana kadar The Crazies’in hikayesine benzer birçok film izledim. Hikayesinin orjinal olmaması The Crazies’in suçu değil, sonuçta bir remake’den bahsediyoruz ancak filmi etkileyici kılacak unsurlar o kadar az ki filmi bir sinema sever için zaman kaybı olarak nitelendirmek bile mümkün. Ayrıca Judy karakterinin başına onca iş gelmesinden sonra bile fönlü saçlarının bozulmaması gibi artık standartlaşan Hollywood filmi hatalarının bu filmde de barınması filmin eksi hanesine bir çentik daha attırıyor. Aslında zombiler yaşayan ölülerdir ve bu filmde salgın hastalığa yakalanıp bir süre sonra zeki zombiler gibi davranan insanların türemesi gayet ilginç bir konu. Ancak bu ilginç konunun iyi işlendiğini söylemek mümkün değil ancak üzerine düşününce filmdeki yaratıkların zombi olmadığının farkına varabiliyorsunuz. Bu detayın altını dolduramadığı için The Crazies’i zombi filmi olarak nitelendirmek son derece mümkün.

Sözün özü, The Crazies orjinal bir yapım değil. Belki de ben başta uğradığım hayal kırıklığı sebebiyle ve filmin beklediğimden farklı yönde seyir etmesi sebebiyle bu yapımdan etkilenmemişimdir ama bahsettiğim olumlu ve olumsuz unsurları tarttığımızda filmin başarılı bir korku filmi olduğunu söylemek pek olası bir durum değil. Kısaca The Crazies, zombi öğesine odaklı korku filmlerini sevenler ya da 1973 yapımı The Crazies’i beğenenler dışındaki izleyiciyi kitlesine hitap etmeyecek bir yapım. 10 üzeriden 4.5..

Yorum Yazın

You must be logged in to post a comment.