Sinema varolduğu günden beri hayatın birçok dalı beyazperdeye konu olmuştur. Aslında sinema sadece başkalarının hayatını izlemek değil, onları yaşamaktır. İnsan bir film izlerken filmde kendinden bir şeyler bulabiliyorsa ya da
Bu yaz değişik film maratonları yapıyorum. Kült film serilerini ilk önce en son çekilmiş, blockbuster ile sabun köpüğü kategorileri arasında gezen son bölümlerini ardından kronolojik sıralamayla serilerin eski bölümlerini izliyorum.
Stephenie Meyer’ın Twilight serisinin sinema dünyasındaki vampir öğesiyle git gide özleşmeye başladığını istesek de istemesek de kabul etmemiz gerekir. Her ne kadar Meyer’ın vampirler evrenine kattığı bu
Ucuz DVD’ler arasında kaliteli filmler bulmak beni define bulmuş gibi sevindiriyor. Namını çokca duyup izleyemediğim filmlerin başında geliyordu Beetlejuice’u, onu da bu şekilde buldum. 1980 yılların filmleri
Her ne kadar efsanevi slasher’ların yeniden çevrimlerine karşı olsam da A Nightmare on Elm Street’in yeniden çevrimini izleyince şuna kanaat getirdimki sinema ikonu haline gelmiş katilleri yeniden beyaz
Son yıllarda yaz döneminde vizyona giren blockbuster’lar genellikle beklenenden iyi çıkıyor. Matrix’i ve bazı istisnaları ayrı tutarsak 2000′lerin başından beri süre gelen sabun köpüğü halini almış yüksek
23 Nisan’da tıklım tıklım dolu olan sinemalarda gidecek film seçeneğinin sınırlı olması yüzünden izlediğim bir film oldu The Crazies (Türkçe’ye Salgın olarak çevirilmiş). İnsan konusu hakkında bilgisi olmadığı
Geçen gün Moviemax’de Friday the 13th’in remake’ne denk geldim. Daha doğrusu film tam bitiyordu ben kanalı açtığımda, korku filmlerinin remake’lerine karşı olduğum için para verip izlemek istiyordum film
Öncelikle şunu söyleyeyim ki Rutkay Aziz’in Atatürk’ü canlandırdığı Cumhuriyet filmini beğenenlerdenim. Rutkay Aziz her ne kadar okul kitaplarındaki Atatürk imajını birebir yansıtmasıyla eleştirildiyse de ve tip olarak
Şubat ayında hiç sinema yazamadım. Bunun sebebi film izleyemem değil, çok fazla film izlemem. “Önce bunu yazarım, sonra bunu” diye diye hiçbir filmi yazamadım. Şimdi bu yazamama sorununu
Amerikan sinemasında banliyö ilginç bir kavram olarak yer alır her zaman. Aslında her şeyin sıradan göründüğü bu banliyölerde işler hiç öyle göründüğü gibi sıradan değildir. Şahsen bir Amerikan
Bahsedeceğim film Wes Craven’ın yönetmen değil yapımcı olduğu 2009 yapımı bir remake olan The Last House on the Left. The Last House’ı son dönemde yeniden çevrimleri moda olan
